Yeni Yıla Nasıl Başladım? 2020 Planlarım Ne? Ocak 2020'de İzlediğim Diziler Filmler ve Okuduğum Kitaplar



Hayatımda ilk defa yeni bir yıla boklamadan, planlar yaparak girdim. Dünün aynısı olacak zaten, insanlardaki bu tantana ne böyle diye karamsar bakış açımdan vazgeçmek benim için zor oldu. Çünkü çok haklıyım, hala dünün aynısı olduğunu düşünüyorum. Ama yanıldığım bir şey var ki, yeni başlangıçlar insanların yeni kararlar alıp onları uygulamaya çalışması için büyük bir motivasyon kaynağı. Yılın herhangi bir gününde alınan kararları uygulamak ile yıl başında alınan kararları uygulamak arasında çok büyük bir fark olduğunu öğrendiğim için kendime bir yeni yıl planı oluşturdum. 2020 yılında yapılacaklar listem şöyle.

*Her gün kitap oku. (Kaç sayfa olduğunun veya ayda kaç kitap bitirdiğinin önemi yok. Sadece bu alışkanlığını geri kazan)
*Haftada bir film izle.
*Ayda bir dizi bitir.
*Ayda bir tiyatroya git.

Gördüğünüz gibi hedeflerimi hep minimumda tutum çünkü kararımdan dönmek ve başarısızlık hissiyle boğuşmak istemiyorum. Evet bu hedeflerimden çok daha fazlasını yapabilirim ama kendimi zorlayıp yıpratmak da istemiyorum. 08:30-18:30 çalıştığım için eve git, üstünü başını değiştir, yemek ye, kahveni iç derken saat 9 oluyor. O saatten sonra kitap mı okuyacağım, dizi film mi izleyeceğim, yazı mı yazacağım? Büyük hedefler belirlersem yapamadığım günler olduğunda bütün emeklerimi unutup her şeyi boş verebilirim. Ki kendimi tanıyorum kesin boş veririm. O yüzden en iyisi beklentiyi yükseltmeden gerçekçi kararlar almak. Daha iyisini yapabilirsem ne mutlu bana.
O zaman tüm hızımızla 2020 ocak ayında neler yaptığıma bir göz atalım.

Ocak 2020’de İzlediğim Diziler

The Witcher
The Witcher
2020 ocak ayında izlediğim diziler ile başlayıp aradan çıkaralım çünkü başladığımız gibi bitecek. Bu ay tam da planımdaki gibi sadece bir dizi izledim, Witcher. Bu öyle bir diziydi ki bana tam 6 kitaba mal oldu. Fantastik dizilere, kitaplara, filmlere her zaman büyük bir ilgim vardır. Witcher’ın reklamları her yerde dönmeye başlayınca ve insanlar deli gibi izlediklerini belirttikçe ben de merak ettim. Yeni yıl planları, 2020’yi boş geçirmeme isteği, popüler şeylerden uzaklaşmama çabasıyla çok geçmeden izlemeye başladım.
Witcher’ı izlemeye başladığım anda çok değişik, gizemli bir dünyanın içine girmiştim ve kimse bana neler olduğunu açıklama derdinde değildi. Dizinin %50’sinde neler olduğu hakkında hiçbir fikrim olmadan, hangi zamanda olduğumuzu karıştırarak izledim ama değişik bir şekilde bu bana ayrı bir zevk verdi. Dünyanın en iyi dizisi, en iyi oyuncu seçimi, en iyi olay örgüsü diyemem ama bana kitaplarını da alıp okumam için çok büyük bir istek kazandıran bir dizi oldu. Yanlış hatırlamıyorsam diziyi 3 günde bitirdim ve o süre boyunca hep “bu karakterler kim bilir kitapta ne kadar incelikli ve güzel işlenmiştir, bu sahnedeki olaylar kim bilir nasıl bir örgüyle yazılmıştır” diye düşünüp durdum. Ve nitekim diziyi bitirir bitirmez 6 kitaplık setin siparişi verdim. Devamı kitap bölümünde olacak, okumaya devam edin.


Ocak 2020’de İzlediğim Filmler

Baba Parası
Baba Parası
Büyük bir kesimin sayıp sövdüğü, filmi yarıda bırakıp çıktıklarını iddia ettikleri bir film. Harika bir komedi, inanılmaz oyunculuklar, muhteşem senaryo demiyorum fakat yerin dibine sokan kesimi de anlamıyorum. Bir Ahmet Kural, Murat Cemcir filminden insanların beklentisi ne olabilir? Adamlar sanki sanatsal bir film yaptık veya sizi bilgiyle aydınlatacağız, çağdaşlığına çağdaşlık katacağız, IQ seviyesi tavan yapacak gibi açıklamalarda bulunmuşlar da karşılaştıkları şey şok yaratmış gibi davranıyorlar. Bir filme gitmeden önce açıp fragmanını izlersin, fikir sahibi olursun. Fragman filmin potansiyelini çok güzel belli ediyor zaten. Her saniyesi kahkahalarla gülmediğim ama eğlenerek izlediğim bir film oldu benim için. Özellikle paragöz anne rolü çok güzeldi. Murat Cemcir’in baba rolü ve kötülük tavsiyeleri güzeldi. Büyük ihtimalle 1 ay sonra hiçbir sahnesini hatırlamam zaten Baba Parası’na giderken ki amacım o an için hiçbir şey düşünmeden 2 saat güzel vakit geçirmekti. Beklentiyi yüksek tutmadan; benim param var, saçma ama eğlenceli bir film izlemek istiyorum diyenler izleyebilir.

Alev Almış Bir Kızın Portresi
alev almış bir kızın portresi
Annemin “bir film var herkes çok övüyor, izleyelim mi?” demesiyle açıp izlediğimiz bir film Alev Almış Bir Kızın Portresi. Film çok durağan ilerlese de çokça mesaj içeriyor. Öncelikle filmde neredeyse hiç erkek yok, farklı sınıftan ve farklı karakterlere sahip 3 genç kızın gözünden izliyoruz olayları. Sophie, evin hizmetçisi ancak film boyunca diğer kızların ona bir birey gibi davranmaları, beraber sohbet edip kitap okumaları yani statüsüne bakıp dışlamamaları benim en çok hoşuma giden kısımdı. Marianne, çok yetenekli bir ressam. Her alanda olduğu gibi sanat alanında da erkek egemenliği var ve Marianne bunu aşmaya kararlı bir kadın. Heloise, istemediği halde ablasının eski nişanlısıyla evlendirilmeye çalışılan bir genç kız. Heloise’nin evleneceği adama gösterilmek üzere portresini yapmak için Marianne görevlendirilir ancak bunu gizli bir şekilde yapmak zorundadır çünkü Heloise kesinlikle bu duruma karşıdır. Zamanla ikilinin birbirlerine karşı hisleri yoğunlaşır..

Biz Böyleyiz
Biz Böyleyiz
Çok sevdiğim oyuncuların yer aldığı, güçlü bir kadroya sahip bir film Biz Böyleyiz. Oyuncuları ne kadar ilgi çekici olsa da beni filmi izlemeye yönlendiren şey Biz Böyleyiz’in yönetmeni Caner Özyurtlu oldu. Birkaç ay önce Caner Özyurtlu’nun Youtube’taki Loş Sohbetler programına denk geldim ve neden bilmiyorum takılıp kaldı, neredeyse bütün bölümlerini izledim. Çok mu komik, çok mu bilgilendirici, hayır. Ama bir şekilde insanı yüreklendiren, çok kafana takma istediğin işi yap diyen bir havası var. O kadar olumsuz konuşup nasıl bunu beceriyor bilmiyorum çekici olan da bu sanırım. Yani kısacası kanalını bu kadar severek takip ederken, çok içine sindiğini defalarca söylediği filmini de izlemeye karar verdim. Sinemada 2 saatin nasıl geçtiğini gerçekten anlamadım. Herkesin kendinden veya çevresinden parçalar bulabileceği bir film olmuş. Beni, seni, bizi anlatıyor ve o güzel oyunculukları izleyerek güzel zaman geçiriyorsun. Boran Kuzum’un karakteri çok eğlenceli ve gerçekçiydi. İşte tam olarak kuzenim de böyle diyerek izledim. Hümeyra zaten başlı başına bir sanat eseri. Sırf Hümeyra için bile izlenir bu film arkadaşlar.

Ocak 2020’de İzlediğim Tiyatro Oyunları

Gulyabani
Gulyabani
2 yıldır Ankara’dayım ve utanarak söylüyorum, geldiğimden beri ilk defa tiyatroya gittim. Neyse geç olsun güç olmasın değil mi? Gulyabani zaten aşina olduğumuz bir konuya sahip olduğundan satışta olduğunu görür görmez biletlerimizi aldık. Buradan süt kardeşlere selam olsun :) Tiyatro oyunu Altındağ sahnesindeydi ve mümkünse bir daha tercih edilmeyecek yerler arasına girdi. Koltuklar çok iç içe ve aynı seviyede, çoğunlukla önümdeki kişilerin kafasını izledim diyebilirim. Onun dışında Gulyabani’yi beğendim, güzel vakit geçirdik. Oyuncular da çok iyiydi. Sahneye çıkar çıkmaz genç kızları yakışıklılığıyla büyüleyen bir oyuncu olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim, önemli bir not bu. Sahnenin konumu da güzel olsaydı tadından yenmezdi valla. Kısacası Ankara’da olup izlemek isteyenlere öneririm. Sadece önlerde yere bulmaya çalışın.


Ocak 2020’de Okuduğum Kitaplar
Bu ay okuduğum kitap sayısından gayet memnunum. Uzun zamandır kitap okumaya fırsatım olmadığını iddia ederek, saçma sapan ne varsa vaktimi onlara harcadığımı fark ettim. Okuma alışkanlığımı yeniden kazanmaya çalışıyorum ve güzel bir başlangıç oldu diyebilirim. Okumaya devam ettikçe siz de fark edeceksiniz ki bu kitap okuma açlığım yüzünden ne gördüysem saldırıp her telden çalmışım, bir milyonlukçu gibi ne ararsan var.

Dan Brown – Başlangıç
Dan Brown – Başlangıç
Yaklaşık 2 yıl önce aldığım ve benden başka çevremdeki herkesin okuduğu bir kitap ile başladım yeni yıla. Dan Brown kitaplarının akıcılığını, girilen her ortamın ayrıntılı betimlemelerini yapılıp okuyucuyu olaya dahil etmesini, heyecanla şimdi ne olacak diye merak uyandırmasını seviyorum. En güzeli de kitabı okurken bir yandan bahsedilen sanat eserlerinin veya gidilen değişik mekanların görselini açıp incelemek. Başlangıç kitabına gelecek olursak, en uzun sürede bitirdiğim Dan Brown kitabı oldu. Kesinlikle kötü bir kitap demiyorum, kendimce şöyle bir açıklama buldum. Eğer diğer kitaplarını okumayıp ilk Başlangıç’ı okusaydım çok heyecanlanırdım ve elimden bırakamazdım. Bu sefer böyle oldu çünkü olay örgüsü hep aynı, bir sonraki adımda neler olabileceğini az çok biliyorum. Robert Langdon bir yere gider (büyük ihtimal bir müze), bu yer tabi ki yurtdışındadır. Uzun uzun orayı inceler bütün eserleri yorumlar, daha sonrasında büyük bir olay olur ve Langdon zeki, cesur ve güzel bir kadınla beraber olayı aydınlatmaya çalışır. Tabi bu sırada birileri tarafından beyni yıkanmış acımasız bir katil peşlerindedir. Ne demek istediğimi anlatabildim diye düşünüyorum. Eğer daha önce Dan Brown okumadıysanız çok seversiniz kesinlikle tavsiye ederim. Benim gibi bütün Robert Langdon serilerini okuduysanız, bu ne biçim kitap diye lanet etmezsiniz ama çok da etkileneceğinizi sanmam.

Alexandra Cavelius - Leyla

Alexandra Cavelius - Leyla
Uzun süre etkisinden çıkmadığım bir kitap benim için Leyla. Bosna Savaşı’nda bir Türk kızının yaşadıklarını konu alıyor. Boğazım düğümlenerek, ağlayarak 2 günde bitirdim. İnsanların ne kadar kötü, bencil, acımaz olabildikleri gerçeğiyle tekrar yüzleştim. Biz insanlar olmasak dünya çok daha güzel bir yer olurdu. Kitap hakkında söylenebilecek çok bir şey yok. Edebi bir dille sanatsal bir şeyler yazılmaya çalışılmamış, sadece tüm dünyanın sessiz kaldığı bu kötülüğe bir ses olması istenmiş. Bence herkesin okuması gereken, savaşın ne kadar iğrenç bir şey olduğunu bir daha gösteren bir kitap.

Grigory Petrov - Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Grigory Petrov - Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Geçen yıl okumaya başlayıp odaklanamadığım için yarıda bırakıp ocak ayında yeniden okumaya başladığım Beyaz Zambaklar Ülkesinde kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap. Ama öyle roman okur gibi değil sindire sindire, anlayarak okunmalı. Mustafa Kemal Atatürk’ün de herkesin okumasını istediği, hatta okul müfredatlarına eklettiği bir kitap. Küçük, geri kalmış bir ülkenin sahip oldukları kısıtlı imkanlara rağmen nasıl geliştiğini adım adım anlatıyor. Özellikle eğitimin önemini üzerine basa basa vurguluyor. Yaşınız kaç olursa olsun alın okuyun bu kitabı arkadaşlar.

The Witcher Son Dilek – Andrzej Sapkowski
The Witcher Son Dilek – Andrzej Sapkowski
Okuduğum iki ağır kitaptan sonra kafa yormadan keyifli vakit geçirebileceğim bir kitaba, The Witcher Son Dilek’e başladım. Yukarıda da bahsettiğim gibi dizisini izledikten sonra kitabını aşırı merak edip siparişini vermiştim. Neler umdum, neler buldum bundan bahesedelim. Öncelikle umduğum şey olayların geçtiği dünyayı bana biraz anlatmasıydı ama dizide olduğu gibi kitapta da laps diye olayların içine atıldık. Tahmin ettiğim gibi bana o değişik evreni tanımlayan, karakterlerin şimdi oldukları kişiye dönüşene kadar neler yaşadıklarını anlatan bir durum olmadı. Bu da benim karakterlerle güçlü bir bağ kurmamı biraz engelledi. Zaten üçüncü tekil anlatıcıyla yazıldığı için böyle olacağını kitaba başlar başlamaz tahmin etmiştim. Bu dediklerimden beğenmediğim sonucu çıkarılmasın çünkü gerçekten çok beğendim. Çoğu bölüm dizi ile aynı olsa da farklı yerlerde ‘şimdi ne olacak’ diyerek gece yarılarına kadar kitabı elimden bırakamadığım oldu.
Ve böylece ocak 2020’de okuduğum kitapların sonuna geldik. Şubat ayında izlemem için bana kitap, dizi, film önerileriniz varsa lütfen paylaşın. Şubatta görüşmek üzere, hoşça kalın.





Yorum Gönder

2 Yorumlar